|
Divan - TÜRKIYE ERMENI CEMAATI KURUMLARININ YASAMSAL SORUNLARI
|
TÜRKIYE ERMENI CEMAATI KURUMLARININ
YASAMSAL SORUNLARI
1. Din görevlisi yetistirmekte karsilasilan sorunlar;
2. Türkiye Ermenileri Patrikligi Nizamnamesi ya da Tüzügü eksikligi;
3. 1936 Beyannamesi uygulamasi;
4. Vakif seçimlerinde mahalli zorunluluk;
5. Ermeni cemaati vakiflarindan denetleme payi tahsili;
6. Vakiflarimizin kurumlar vergisine tabi kilinmasi;
7. Cemaatin ortak vakiflarindan Surp Haç Lisesi seçimlerinin yapilamamasi
Yukarida siraladigimiz sorunlara gecmeden once Türkiye Ermenileri Patrikligi'nin ve Azinlik Vakiflarinin tarihten gunumuze gecirdigi evrelere bir goz atmanin yararli olacaktir.
TÜRKIYE ERMENILERI PATRIKLIGI
a) 1461'de Fatih Sultan 2. Mehmet Han tarafindan dini riaset ve etnarklik makami olarak fermanla kuruldu. Her göreve gelen patrigin selahiyet ve görevleri her defasinda yeni bir fermanla kendisine bildirildi;
b) Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusuna kadar Devlet-Patrikhane ve Patrikhane-Cemaat iliskilerini, Ermeni Patrigi seçimlerini ve sair konular 1863 yilinda yürülüge giren Nizamname-i Milleti Ermeniyan adli tüzük maddelerince düzenleniyordu;
c) Cumhuriyet döneminde ise belirli bir tüzük yoklugu her patrik seçimi öncesi büyük kargasaya sebebiyet verdi.
TARIHTEN BUGÜNE AZINLIK VAKIFLARI
a) Osmanli Imparatorlugu"nun baslangicindan beri var olan ve Ermeni Milleti sistemi içinde yer alan hayir müesseselerine bugünün bilinen anlaminda "Vakif" denilmezdi. Bir vakfedenin varligi bahis konusu degildi. Bunlar cemaat mensuplarinin yardimlari ile kurulan "anonim" müesseselerdi. Okul, mezarlik, kilise, havra, hastane gibi hayir hizmetleri veren bu kuruluslar, Padisah fermani ile faaliyetlerine baslardi. Hükmi Sahsiyetleri (Tüzel Kisilikleri) yoktu.
b) 1912 tarihinde düzenlenen bir kanunla bu kurumlar disipline edilip kendilerine "Hükmi Sahsiyet" hakki tanindi ve "Osmanli Hayir Müesseseleri" olarak adlandirildilar.
c) Bu haliyle Cumhuriyet rejimine intikal eden vakiflar 1936'da çikarilan 2762 sayili Vakiflar Kanunu'yla, Medeni Kanun'un öngördügü biçimde yeniden düzenlendi. Kanunda tüm vakiflar iki kategoride siniflandirildi. Birincisi dogrudan devlet burokrasisinin idaresine geçen "Mazbut Vakiflar" (Zaptedilmis Vakiflar) digeri de kendi kendini idare eden "Mülhak Vakiflar". Azinlik Vakiflari bu Mülhak Vakiflar statüsünde Tüzel Kisilikler sayilarak varliklarini sürdürdü.
d) 1949"da çikarilan 5404 sayili kanunla Azinlik Vakiflari bu kez de Mülhak Vakif disina tasinarak, Mazbut ve Mülhak vakiflarin disinda yeni ve üçüncü olarak kategorize edilen, "Cemaat ve Esnafa ait Vakiflar" statüsünde Tüzel Kisilik olarak degerlendirildi. Bu düzenleme bugün hala yürürlükte olandir.
Ancak ne var ki her yeni kanunun bir de nizamnamesi (tüzügü ya da yönetmeligi) olmasi gerekirken, 1949 yilindaki 5404 sayili kanunun nizamnamesi bugüne degin çikarilmadigindan, Azinlik Vakiflari 1936'daki Mülhak Vakiflar Nizamnamesi'ne göre isleme tabi kilinmaktadir. Dolayisiyla bu vakiflar ayri bir statüde bulunmalarina karsin bir baska statünün yaptirimlari ile idare edilmektedir. Yukarida siraladigimiz sorunlar ve uygulamadan kaynaklanan daha birçok sorun bu karmasadan kaynaklanmaktadir.
1. DIN GÖREVLISI YETISTIRMEKTE KARSILASILAN SORUNLAR
Cemaat mensuplari dini vecibelerini tam bir serbestlik icinde yerine getirebilmektedir. Di-ni yasamdaki tek sorun din görevlisi yetistirme olanaksizligidir. Ruhban Okulu 1970'den beri kapali oldugundan, teoloji ögrenimi görmek isteyenlerin egitimlerine yurtdisinda devam etmek zorunda olmalari maddi ve manevi külfet yaratmaktadir. Bu sorunun çözümünü ulusal üniversite agi içersinde bulmak mümkün olabilir. Istanbul'daki üniversitelerden herhangi birinin Dil, Tarih ve Cografya fakültesi bünyesinde YÖKçe görevlendirilecek bir profesörün denetiminde Patrikligin önerecegi ve yilda 5-10 ögrenciyi geçmeyecek bir kontenjana mülti-disipliner bir akademik program hazirlanabilir.
2. NIZAMNAME YA DA TÜZÜK EKSIKLIGI
Devlet-Patrikhane ve Patrikhane-Cemaat iliskilerini düzenleyen, Patrik seçimlerine kalici bir düzen saglayan bir Türkiye Ermenileri Patrikligi Tüzügü, istisare sonucunda hazirlanip, Bakanlar Kuruluna sunulup yasallastirilabilir.
3. "36 BEYANNAMESI SORUNU" NEDIR?
Bilindigi gibi 1936 yilinda 2762 sayili yeni bir Vakiflar Kanunu çikarilmistir. Bu kanunla birlikte Azinlik Vakiflari'ndan, akar ve gayrimenkullerine iliskin istenen ve vakif yönetimlerince Vakiflar Genel Müdürlügü'ne teslim edilen listelere "36 Beyannamesi" denir. Ancak simdi bu beyannameler Yargitay kararlarina göre "Vakfiye" olarak kabul edilmekte ve sözkonusu beyanname disinda vakiflarimizin baskaca mülk edinemeyecegi iddia edilerek, mülklerin üzerine yeni akar eklenmesine izin verilmemektedir.
Kaldi ki 36 Beyannamesi'nde bulundugu halde, tapu tescili yapilmamis birçok mülkümüz için de binbir güçlük çikarilmaktadir. Bu gibi yerlerin tescil islemi 1967 yilina dek idari bir uygulama olarak görülür, en büyük mülki amirin verdigi belgeyle kolaylikla halledilirdi. Bugün ise tescil için mahkeme karari istenmektedir. Bu yönde açilan davalar ise yillarca sürerek vakiflarimiza maddi ve manevi külfet yüklemektedir.
Özetle, su anda kurumlarimiz herhangi bir mülkü ne bagis olarak kabul edebilmekte ne de satin alabilmektedir. Uygulamada mal edinilmesine izin vermemekle de kalinmayip, 1936 yilindan sonra elde edilmis mülkler Vakiflar Genel Müdürlügü'nce veya Maliye Hazinesi'nce açilan davalarla kurumlarimizin elinden alinmakta ve eski sahiplerine iade edilmekte, mirasçisiz kalan mülkler ise Hazine'ye devredilmektedir.
Bu noktaya nasil gelinmistir?
Istanbul Üçüncü Sulh Hukuk Mahkemesi'nde 1971 yilinda Balikli Rum Hastahanesi Vakfi Yönetim Kurulu ile Maliye Hazinesi arasinda "36 Beyannnamesi davalari" olarak adlandirdigimiz davalarin ilki baslamis, nihayetinde Yargitay Hukuk Genel Kurulu'na gidilmis, bu merci ise 8/5/1974 tarihinde oybirligiyle "36 Beyannamesi'nde bulunmayan mallarin sonradan edinilemeyecegi" kararini vermistir. Iste bu Yargitay karari daha sonra Maliye Hazinesi veya Vakiflar Genel Müdürlügü'nce Azinlik Vakiflari aleyhine açilan benzer davalara "emsal içtihat" teskil etmis ve davalarin azinlik vakiflari aleyhine sonuçlanmasinda birincil derecede rol oynamistir.
Ne var ki Yargitay Hukuk Genel Kurulu, verdigi kararda büyük yanilgiya düsmüs, Türkiye"deki Azinlik cemaatini "Türk olmayanlar" olarak degerlendirmis, Türk olmayanlarin meydana getirdikleri Tüzel Kisilikler'in ise tasinmaz mal edinmelerinin yasak oldugunu belirtmistir. Kararin bu bölümü su cümlelerle açiklanmistir: "Görülüyor ki, Türk olmayanlarin meydana getirdikleri Tüzel Kisiliklerin tasinmaz mal edinmeleri yasaklanmistir. Cünkü, Tüzel Kisiler, Gerçek Kisilere oranla daha güçlü olduklari için, bunlarin tasinmaz mal edinmelerinin kisitlanmamis olmasi halinde, devletin çesitli tehlikelerle karsilasacagi ve türlü sakincalar dogabilecegi açiktir. Bu nedenle de karsilikli olmak sartiyla yabanci Gerçek Kisilerin Türkiye'de satin alma veya miras yolu ile tasinmaz mal edinmeleri mümkün kilinmis oldugu halde, Tüzel Kisiler bundan yoksun birakilmislardir."
Sorulmasi gereken soru sudur: Azinliklara ait Vakiflar "Türk Vakfi" midir yoksa "Yabanci Vakfi" mi?
Azinliklara ait Vakiflar Türk Medeni Hukuku'nun tanimladigi "Hükmi Sahsiyet" (Tüzel Kisilik) sifatina sahip yüzde yüz Türk Vakiflaridir. Türkiye'deki "Yabanci Cemaat Vakiflari" ile karistirilmamalidir. Ancak Yargitay Genel Hukuk Kurulu 1974 yilinda verdigi kararla ne yazik ki bu karistirmayi yapmis, "Azinliklar"a ait cemaat vakiflarini "Türk olmayan yabanci vakiflar" olarak tanimlamis ve mal edinemeyeceklerini belirtmistir.
Bugüne degin Ermeni cemaatinin vakiflarina ait 40'i askin çesitli bina ve arsa bu uygulamayla Ermeni vakiflarin elinden alinmis ve eski sahiplerine veya Hazine'ye intikal ettirilmistir. Böylesi bir haksizligin sürmesi cemaatimiz ve ülkemiz menfaatlerine hiçbir yarar saglamamaktadir.
Hükümet'in, Meclis'in veya Yargi'nin yeni bir düzenleme ile konuya çözüm getirebilecegine iliskin umudumuzu sürdürüyoruz.
4. SEÇIM BÖLGESI SORUNU
Tüm cemaat vakiflarimizi yakindan ilgilendiren önemli bir sorun da, yönetici seçimlerimizde bizlere uygulatilan seçim sisteminden kaynaklanmaktadir.
Mevcut uygulamada, seçilen yöneticilerde idare edecekleri vakfin çevresinde ikamet etme sarti aranmaktadir. Oysa kent içi demografik hareketlilik bazi semtlerde Ermeni nüfusunu çok azaltmistir. Buguün mevcut vakiflarimizin yarisina yakininda seçmen sayisi 100 kisinin altina düsmüs, bazi semtlerde ise ikamet eden nüfus sayimiz 10 ile 20 kisiye kadar inmistir. Bu semtlerde bulunan cemaat vakiflari bu uygulamadan dolayi yönetici bulmakta zorlanmakta veya ehliyetsiz kisileri yönetici seçme mecburiyetinde kalmaktadir.
Uygulamanin yasal ve anlasilabilir bir yani yoktur. Ankara'da oturan kisi Diyarbakir'da milletvekili seçilebilirken, cemaat vakif yöneticisi olarak seçilecek kimselere semtte oturmasini sart kosmak, vakiflarin yönetimini zorlastirmaktan baska hiçbir yarar saglamamaktadir.
Bu hatali uygulamanin ana sebebi, 1949 yilinda çikarilan cemaat vakiflariyla ilgili 5404 sayili kanunun uygulama seklini gösteren yönetmeligin henüz çikarilmamis olmasidir. Hatta 2762 sayili Vakiflar Kanunu'nun cemaat vakiflari ile ilgili birinci maddesi 1981 yilinda degismis, degisiklikte konu ile ilgili bir yönetmelik hazirlanmasi öngörülmüs, ancak bugüne kadar bu yasal zorunluluk yerine getirilmemis ve yönetmelik çikarilmamistir.
Mevzuattaki bosluk ise kismen polis emirleri, kismen de Mülhak Vakiflar Yönetmeligi'nin cemaat vakiflarina uygulanmasi ile doldurulmaktadir.
Çikmasi kanunen zorunlu olan bu yönetmelik, hazirlanip yürürlüge konulursa, cemaat vakiflarinin yönetici seçimi de yeniden düzenlenebilecektir.
Yönetmeligin yayimlanmasi, seçim sorununun yanisira asagida siraladigimiz diger sorunlari da ortadan kaldiracaktir.
* "Belli bir miktari asan tamiratlarda Vakiflar Idaresi'nden izin alinmasi zorunlulugu"
* "Avukat tutulurken Vakiflar Idaresi'nden izin alinmasi zorunlulugu. (Ilginç olan da vakiflarimizin mahkemelik oldugu baslica kurumun genellikle izin alma zorunlulugunda oldugu Vakiflar Idaresi olusudur.)
* "Cemaat Vakiflarina ait satilan veya kamulastirilan tasinmaz bedellerinin, ilgili cemaat vakiflarina verilmesi yerine Vakiflar Bankasi'nda bloke edilmesi"
"Çevrede ikamet" sartini kaldiran bir sistemle vakiflarimizi daha emin yöneticilere teslim etmemizin saglanmasi gerekmektedir.
5. % 5 TEFTIS VE DENETLEME MASRAFLARINA KATILMA PAYI
903 sayili Kanunun yürürlüge girmesi ile cemaat vakiflarindan "% 5 teftis ve denetleme masraflarina katilma payi" alinmaya bailandi. Bu uygulama itirazlara neden oldu. Yunanistan'da Müslüman vakiflardan bir talepte bulunulmadigindan Sayin Bülent Ecevit'in basbakanligi döneminde yayimlanan 19/6/1979 tarih 7/17706 numarali kararname ile, Medeni Kanun'un yürürlüge girdigi 1926 tarihinden önce kurulan vakiflar için ödenecek olan teftis ve denetleme masraflarina katilma payi % 0 olarak belirlendi. Böylece Türkiye'de bulunan tüm azinlik vakiflari istisnasiz "%5 uygulamasi'nin disinda birakildi.
Ancak daha sonra, 3/7/1981 tarih 3281 tarihli "GIZLI" bir kararname ile 2..... sayili kanunun 24/3/1981 tarihli degisikligine dayandirilarak, Rum vakiflarindan % 5 almama, Ermeni vakiflarindan % 5 alma gibi cemaatler arasi esitligi bozan bir uygulama baslatildi.
Bu uygulama "mukabele-bil misil" (Mütekabiliyet) esasina dayandirilmaktadir ki, açiklamasi da sudur: Yunanistan, ülkesindeki Müslüman Vakiflar'dan böyle bir talepte bulunmadigina göre Türkiye de Türkiye'deki Rum Vakiflari'ndan talepte bulunmayacaktir. Ermeniler için karsilik olarak bir ülke yoktur, dolayisiyla onlardan % 5 aliriz..!
"Mukabele bil misil"in ne oldugunu bir misalle anlatacak olursak A devleti vatandaslarinin B devleti topraklari içinde görmüs olduklari bir uygulamanin aynisini A devletinin kendi topraklari içinde bulunan B devleti vatandaslarina uygulamasidir.
Örnegin, "Suriye hükümeti Suriye hudutlari içinde yasayan TC uyruklu kisilerin tasinmazlarina el koymustur. Türkiye de ülkesinde bulunan Suriye uyruklu kisilerin tasinmazlarina mukabil olarak el koymustur", uygulamasinda oldugu gibi.
Oysa, Türkiye'de yasayan Rumlar Türkiye Cumhuriyeti vatandasi, Yunanistan'da yasayan Türkler ise Yunan vatandasidir. Bir devlet vatandasina mukabil misil uygulamaz. Bu uygulama ile Yunanistan-Türkiye devletleri kendi vatandaslarini "Rehine" olarak görmektedir ki bu çok talihsiz bir uygulamadir. Türk ve Yunan hükümetleri anlasirsa Türkiye'de Rumca ögrenim yapan okullar ile Yunanistan'da Türkçe ögrenim yapan okullar kapatilabilir mi? Rum ve Türk azinliklarin haklari ne olacaktir?
Lozan'in 37-45 maddeleri her iki ülkede bulunan azinliklarin haklarini koruyan kaidelerdir. Türkiye Cumhuriyeti ve Yunan hükümeti ile ilgili degildir.
6. KURUMLAR VERGISI MÜKELLEFIYETLIGI
Ermeni vakiflarindan Kurumlar Vergisi mükellefi olmalari istenmekte, repo ve banka faizlerinden stopaj kesilmekte, keza bu vakiflara ödenen kiralardan stopaj yapilmaktadir.
Oysa cemaat vakiflari tamamen hayir gayesi ile kurulan müesseselerdir. Bu kurumlarin elde ettigi gelir fazlasini paylasacak kisiler yoktur. Gelir fazlasi para ileriki yillarda yine o müessese için harcanacak, kimsenin cebine girmeyecek, nihayet Türkiye yararina kullanilacaktir.
Buna karsin Maliye, örnegin, cemaat vakfi olan bir hastaneyi "Iktisadi isletme" olarak nitelemekte ve Lozan Antlasmasi'na göre devletin yardim etmekle görevli oldugu bu müesseseleri kurumlar vergisi mükellefi olarak görmektedir. Repo ve faiz gelirlerinden, kira gelirlerinden stopaj alinmasi vahim bir hatadir. Bu müesseselerin yöneticileri de gönüllü görev yaparlar, hizmetleri karsiliginda hangi ad altinda olursa olsun para almazlar.
Böyle bir kurulus nasil isletme olarak adlandirilabilir?
Gelirleri kit olan, güçlüklerle idare edilen Ermeni vakiflarindan vergi mükellefi olmalarini istemek, onlari gereksiz bir yigin bürokratik formalite ile karsi karsiya birakacaktir.
Bu formaliteler bu müesseselere eziyetten baska hiç bir fayda saglamaz çünkü cemaat vakiflari zarar ederler, ödenecek vergileri olmaz.
Cemaat Vakiflari, istisnasiz her yil Vakiflar Genel Müdürlügü tarafindan denetlenirler. Bu tür müesseselerin vergi kanunlari kapsami disinda olmasi onlarin denetimsiz kalmasi sonucunu dogurmaz.
7. SURP HAÇ LISESI VAKFININ SEÇIM SORUNU
1953 yilinda zamanin hükümetinin tesvik ve izni ile "Surp Haç Tibrevank" adi ile Ermeni din adami yetistirmek üzere yüksek kismi da içeren bir okul kurulmustur.
1967 yilinda Milli Egitim Bakanligi emirleri ile bu okul sivil hale gelmis ve ismi "Surp Haç Lisesi Vakfi" olarak degistirilmistir. Bu okul halen faaliyetine devam etmektedir. Bu kurulusun yöneticileri 1954 yilindan itibaren seçimle is basina gelmislerdir. Kurumun son yöneticileri 1981 yilinda seçilmisler, 1985 yilinda seçim yapilmis ancak bu dönem seçilen kisilere gereken belge verilmemistir.
Kurum bugüne dek 1981 yilinda seçilen kisilerce yönetilmektedir. Aradan 18 yil geçmistir. Yöneticilerin sayisi azalmistir. Bu kurulus bir cemaat vakfi olarak kabul edildigi ve 1985 yilina kadar cemaat vakfi statüsünde kabul edildigi halde 1985'ten sonra bu müktesep hakkin göz ardi edilmesinin herhangi bir mantikli açiklamasi yoktur. Bu sorun da bir çözüm beklemektedir.
|
|